efilizce
Yeni Üye
Online
Mesaj Sayısı: 16
|
 |
« : 10 Ocak 2010, 16:49:52 » |
|
Keşmekeş dünyanın sahnelerinden biri...
Başroldeyse bir kadın, Mualla…
Sevinçlerinin birikimini bulduğunu sandığı, her sevdiğini tuttuğunu sandığı anları sırayla kaybetmek rolü, ağır…
Ama Mualla, bu uzun metrajlı filmin başrol oyuncusu; çabuk bitmez, kolay geçmez. Ecele dek bitemez onun gerçeği! İnadına gülmek, inadına direnmek… En küçük gibi görünen, en büyüktür aslında. En büyüklerden birini, gülen ve umut dolu gözleri aramak ve izlemek…
Öyle bir hale bürünüyordu ki bazen, gözleri, “gülümseyen bir yüz” gördüğünde o güzel duyguyu yakalamak için umarsızca çabalıyordu. Zihni, hafızasında tutmak için işliyordu. Bu hayranlık aslında onun özlemleriydi, uzakta kalan umutlarıydı…
Sil baştan başlamaydı hayata, ama bazen olmalıydı bu, bazen...
Hiç yerleşmeyen bir olgu, onun yaşamı! İlkbaharında yaşamın, sonbahar rüzgârında savrulup dağıtmalı mıydı her şeyi? Gidebildiği yere kadar mı gitmeli miydi yoksa? Kim bilir…
Bildiği tek gerçek, yalnız geldiği dünyada, çok fazla yalnız kaldığıydı. Üstelik tek başına oynadığı bu film ne bir pembe dizi, ne de bilim kurguydu. Her şey en acı şekliyle gerçekti.
Bu, onun tek başına hem başrolde oynayıp hem yönetmenliğini yaptığı uzun metrajlı bir filmdi. Ah Mualla! Yaşamak rolleri çok zor! Çok zor…
Çünkü ruhun başka yerde, sen başka yerlerde… Olmaz Mualla! Olmaz işte! Sevgiyi, sevdiklerinin yaşamındaki rolünü aramak senin başarından ibaret…
Bunun adı artık serserilik…
Başarını oturtamadığın yerde her şey boş Mualla…
Diğer sahneler bundan sonra nasıl devam eder kim bilir...
Senaristin sana uygun göreceği konu ve konumlar nasıl olur bilinmez Mualla!
Ama bilinen bir şey var: Nasıl olursa olsun, seni seven yürekler var! Bu da senin gerçeğin olsun! Bununla teselli ol Mualla...
FİLİZ KOCABIYIK 10/09/2009
|